KARA EYLÜL’ÜN KIRDIĞI GÜLLER
Eylül sabahı namaz vaktinde ufkumuzu kararttılar. Efendilerinän saraylarda, sırlı köşklerde buzlu viskilerini yudumlarken aldıklari kararı yerine getirdi emir kulları. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, yüzleri nursuzlar bir neslin üstüne kabus gibi çöktüler. Ashab-ı Kiram’a zulmeden Ebu Cehil gibi bir neslin ömrünü kararttılar. Filistin askıları, kum torbaları, İtalyan çukurları, İrlanda masaları, elektrik şokları, meydan dayakları, falakalar, çarmıhlar... her şey önceden hazırlanmıştı...
Şeytanın tabileri olanca güçleriyle zulmettiler. Gül bahçeleri talan oldu, genç fidanlar kurudu. Bu talanda sadece gençler değil anaların da bağrı yandı... Gözlerimizi bağladılar... Ayaklarımızı jiletle doğradılar. Mabadımıza saldırdılar. Daha dün dışarıdan tezgahlanan oyunla devleti yıkmak için çalışanlar ile karşısına dikilenler aynı yerde, aynı işkencelere tabi tutuldular.. Engel olmak ellerinde iken dün devlete sahip çıkmayıp, bize vatan bekçiliği yaptıranlar bugün bizden hesap sordular. “Biz varken size mi kaldı...” dediler. Hayvanlara bile reva görülmeyecek işkenceleri reva gördüler bize Eylül’lerde
Önce idam edip sonra yargıladılar. Suçsuz yere idam edilenlerin kanlarına kadeh kaldırdılar. Bir nesil yok edilirken kimileri alkış tuttu onlara, kimileri de bağrına bastı bu zalimleri. Bunlardan cesaret alıp “Asmayıp da besleyelim mi?” dediler. Bunların kim olduklarını biliyorsunuz. Bunlar Allah’a hesap vermeyecekler mi? Gönül bahçelerindeki gül fidanları kırıldı kara Eylül’de... Yaşıtlarımız eğlenirlerken, hayatın tadını çıkarırlarken biz çileli yollara bilerek, isteyerek, yüreğimizi ortaya koyarak girdik.
Çile ekmeğimiz, aşımız olmuştu. Biz bu devleti yönetmeye taliptik. Devletimize kastedenlere illaki bend olacaktık.
Bizlere bu zulmü reva görenler de "ülkeyi biz yöneteceğiz” diyorlardı. Panzerlerle yenildi, tank paletleriyle ezildi bu hareket.. Ama yok edemediler bizi çünkü, yürekleri yakan sevdalar söndürülemezdi. Bu defa sevdamızı yok etmek için planlar yaptılar. Ekipler kurdular, kafa yordular. Mafialar icat ettiler. Ben devletime sadığım diyenleri buralara yamaladılar. Buna aldananlar kendilerini çok büyük adam sandılar.
Sonra makamlar için yürekler satın alındı. Şerefler para pul ve mülk için satıldı. Ama yine başaramadılar. Çünkü, sevda olmayan yürekleri kolayca satın almışlardı. Bu arada yıkılmaz sandığımız devler cüce çıktı... Koca Başbuğ, en yakın arkadaşlarının ayrılıp bir koltuk kapma savaşına girdiklerini gördü. Onlara “KEMİK YALAYICILARI” diyerek hak ettikleri sıfatı taktı. Koca başbuğ, yeniden yola çıktı. Daha güçlü bir kadro kurmak için çileleri en önde göğüsleyen oldu. Onu gören sevdalı durur mu? Yeniden ayağa kalktı Ülkücü Hareket.
Dününü ve yönünü unutmayan serdengeçtiler çileli yollara düştüler yeniden. 4 Nisan’da cennete yolcu ettikse de Başbuğumuzu giderken bu davayı milyonlara emanet etti.
Başbuğdan sonra birileri çıktı, genel başkan oldu. Partimiz de iktidar ortağı oldu... Hepimiz sevindik. Bakın şimdi bu millete nasıl hizmet edeceğiz bu vatan ve bu devlet için neler yapacağız diyerek soluklarımızı bile tutarak olanları seyrettik. Sabır, hüsranla son buldu. Bizler böyle bir iktidar için mi yola çıkmıştık, bu kadar mücadeleyi bu utanç günleri için mi vermiştik...???
Anam, anam, canım anam, Eylül’lerden önceki o kara günlerde, silahlar, oluk gibi akan kanlar, ölümler bizi durduramadı, yormadı... Şehitler verdik, gazilerimiz oldu, Yusufiyeler Ülkücülerle doldu. Ana bunlar bizi korkutmadı, yıldırmadı, darıltmadı... ama bu utancı taşıyamıyorum canım anam... Bilmiyorum bize böyle ne oldu anam...
Senin öldüğünü el haber vermişti anam... Seni omuzuma alamamıştım. Ana beni affet…
Anam seni kaybettiğim kadar Ülkümü kaybetmek de acı veriyor anam. Yüreğim yanıyor ana. “Sen dava adamısın yavrum sen ülkücüsün, güçlüsün" derdin Anam. Rüyama girde söyle: Ben Ülkücü müyüm hala, nolur ben kimim söyle bana Anam...
Ülkümüze ne kadar sahip çıkabildik anam söyle, bize ne oluyor ana. O kadar işkenceler görmüştüm. Ben işkence görürken seni de getirmişlerdi de “bre hainler siz beni kim sandınız, ben Ülkücü anası olmaktan gurur duyuyorum” demiştin. İşkenceciler “Böyle bir anası olan yıkamaz” demişlerdi. “BÜTÜN ÜLKÜCÜLERİN ANASI YİĞİTTİ ÇÜNKÜ ONLAR TÜRK ANASIYDI”
Anam, sana söz veriyorum bu hareket ayağa kalkacak, sen rahat uyu benim canım anam. Ülkücü evlatların başı yerde gezmeyecekler anam. Nur içinde yat anam
Şehitlerimize söz veriyoruz, sizin omuzlarınızda yükselen bu bayrağı yere indirmeyeceğiz
Yusufiyeliler, sizler çile çekmeseydiniz bu gün yataklarında rahat uyuyanlar acaba şimdi nerede olacaklardı, size söz veriyoruz bu bayrağı yine göndere çekeceğiz.
Başbuğum sana da söz veriyoruz, emanetine sahip çıkacağız, bayrağı zirveye taşıyacağız.
Dününü ve yönünü unutanlar şunu çok iyi bilsinler ki, bu dava büyük ve kutlu bir yoldur. Bir yel ile yerle bir olmaz. Ne depremler, fırtınalar, seller gördü de yıkılmadı, yok olmadı, şimdi küçücük bir akıntıyla mı sürükleneceğiz???
Ülkücüler, Yusufiyeliler... Bu kutlu yol sizi bekliyor. Allah, yar ve yardımcımızdır.
Kadir Durak
|