Hosgeldiniz: Kara Eylül
 Başbuğ'dan ....

Başbuğ'dan ....

Anasayfa
Başbuğun Hayati
Kimler Düşmandı
Şehitler Alayı
Şehitler Alayı 1
Gönül Seferberliği
İhtilal Başlıyor
12 Eylül
12 Eylül İtleri
MHP'ye Baskin
13 Nr. Bildiri
Başbuğ .....
12 Eylül Davasi
12 Eylül Savuması
 Selam Darağacı

Selam Daragaci

Mustafa Pehlivanoğlu
Cengiz Baktemur
Ali Bülent Orkan
Fikri Arıkan
Cevdet Karakaş
Ahmet Kerse
Halil Esendağ
Selçuk Duracık
İsmet Şahin
 12 Eylül Gerçeği

12 Eylül Gerçeği

12 Eylül Gerçeği
Kara Eylül
Eylül'de Vurdular
Mazlumlarin Zaferi
Harbiye ...
Kara Eylül'ün...
Konseyin Emri..
Şehitlerimizin ...
Mamak ...
Başeğmediler
 Ağla Anam....

Ağla Anam....

Evet diyoruz... Suçluyuz, biz, suçluyuz. Dikilmeseydik. Karşı durmasaydık ülkemize yönelen belaların karşısında, izin verseydik düşman oyunlarının oynanmasına, hiç suçumuz olur muydu ?...
 Yaşanan Gün

Yaşanan Gün

Hava soğuk üşüyorum.. Anam daha ziyaretime gelmedi. Giyecek kışlık bir şeyim Yok. “Havalandırma”ya çıkarıldığımız o yirmi dakikalar beni mahvediyor ...
 Şehitler Ölmez

ŞEHİTLER ÖLMEZ

O şehitler ki; gonca iken açtılar, “din ü devlet mülk ü millet” için kanatlanıp ötelere uçtular, vatan için serden geçtiler, şahâdet muştusunu gül şerbeti yudumlar gibi kana kana içtiler ...
 Son Başbuğ

Son Başbuğ

 Bilgi
su an sitede, 3 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Dokuz Işik

Ankara'nın balgat semtinde oturuyor olup 22 yaşındaydı. Ülkücülük suçundan ceza evine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak askeri Cezaevi'nde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, Ankara merkez kapalı Cezaevi'nde yerine getirildi ve sabahın erken saatlerinde asılmak suretiyle şehit edildi.

Cenazesi, Ankara Karşıyaka Mezarlığına defnedildi.


Mustafa Pehlivanoğlu'nun idam kararının verildiği son mahkemesi... (sağda)

Şimdide arkadaşı Mehmet Varlıdan dinleyelim;

Yıl 19788 anarşinin komünist terörün en çok olduğu yıllar. Yer Ankara’nın bir kenar semti Balgat. Komünistleri kurtarılmış bölge yapamadıkları mahallelerden birisi Karapınar.  Çünkü karşılarında bir ülkü devi bir inanç abidesi bilgili şuurlu ve cesur bir dava adamı var. Mustafa PEHLİVANOĞLU. Karapınarlı Mustafa

Kurtuluş için her yol denenecek vurulacak öldürülecek yalan iftira düzmece suçlamalar ne gerekiyorsa o yapılacak öldürmeyi yok etmeyi birkaç def a deniyorlar ama başaramıyorlar. En iyisi başka yollar denemek ellerindeki tüm imkanları kullanmaları gerek. Pol-derli polisler onlarla birlikte onların emrinde her suça bir suçlu bulmak ve her suça bir ülkücü bulmak politikaları değişmez kuralları olmuş öyleyse en kolay yol onu suçlamak içeri attırmak mahalleden uzaklaştırmak

Mahallede meydana gelen her olayda onun ismini veriyorlar Mustafa birkaç defa tutuklanıyor. Birkaç defa tutuklanıp suçsuzluğu anlaşılıp serbest bırakılıyor. Bu seferki olay büyük yine Mustafa suçlanıyor. Yakalandığı zaman çıkmaması için polis elinden geleni yaparak senaryo hazırlanıyor Yalnızca Mustafa’nın yakalanması gerek her yerde onu arıyorlar onu bulmak içinde bir çok insanı işkenceden geçiriyorlar. Çok geçmeden Mustafa’yı Adapazarında yakalıyorlar onu almaya Ankaradan bir polis ekibi gidiyor

Ekibin başında zeki kaman var adı işkenceyle anılır olmuş ülkücülere suçsuz masum insanlara yaptığı işkencelerle ün kazanmış bir komiser. Zeki kaman ve ekibi Mustafa’yı teslim alıp Ankara’ya hareket ediyorlar. Yolda gelirken başlıyor işkence Günlerce devam ediyor ta ki Balgat ta işlenmiş ne kadar faili meçhul olay varsa hepsini kabul ettirene kadar. Bu gözü dönmüş işkenceciler o kadar şartlanmışlar ki mustafanın cezaevinde yattığı önceki tutuklanmaları sırasında dışarıda olmadığı olmasının da mümkün olmadığı tarihlerde meydana gelen olayları bile kabul ettiriyorlar. Tabi farkında olmadan kendi kazdıkları kuyuya düşüyorlar.

Bu durum mahkemede mustafanın lehine olacak polisin nasıl çalıştığı suçluları nasıl yakaladığı ortaya çıkacak ama şansızlık ve haksızlık mustafanın yakasını bir türlü bırakmıyordu. Sivil mahkemede yargılanıp suçsuzluğu anlaşılacağı hürriyetine kavuşacağı günü beklerken Ankara dahil 13 ilde sıkıyönetim ilan edilir ve mustafanın dosyası sıkıyönetim mahkemesinde kendisine Mamak cezaevine nakledilir. Mahkeme başkanı albay Nurettin Soyer mahkeme etmek onun için formalite o kararını çoktan vermiş. Savunmalar şahitler deliler onun kararını etkilemez suçsuz da olsanız onun nazarında suçlusunuzdur. Karar idam. Mustafa için sehpaya giden yolda ilk adım böyle başlar. Haykırır Sizin verdiğiniz ceza ne ki yeter ki Allah ceza vermesin...

Cezaevindeki arkadaşları yüzünde tebessümle gelince beraat ettin değil mi diyorlar. İdam aldım diyor. Herkes donup kalıyor. Mustafa gayet sakin suçlu olsam daha mı iyiydi diyor. Bu arkadaşları derin düşüncelere salıyor. Sabırlı olmalıyız diyor Biz hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine inanmış kaderi bilen ve inanan kişiler olarak sabretmesini bilmeliyiz. Çünkü yüce Allahın sabırlı kullarına sonsuz mükafatları vardır diyor. Böylesi bir ortamda yine bir Razaman. 1980 yılının ramazan günü Mamak’tan kaçış...

Ama aradan 15 gün sonra yakalanıyor Mustafa...bu arada yeni gelişmeler  Kütahya da yakalanış… ardından ihtilal…

Bir hücrede ikişer kişi kalıyor. Mustafa ile aramızda kapılar duvarlar mevcut tek başına kalıyor. Görmemiz mümkün değil ama o sesleri işitmemek mümkün mü . aynı acıları aynı işkenceyi onunla birlikte paylaşıyoruz.  Bir gün hepimizi bahçeye çıkardılar bundan sonra her hücreye bir sağ bir sol birlikte kalacaksınız diyorlar ayarlama yapılarak karşılıklı diziyorlar.

Mustafayı son defa görmek orada kısmet oldu. O şartlar altında bile olsan onu görmek bütün arkadaşları sevindirmişti… her biri büyük sevgi ve muhabbetle kucaklaşıp hellaleşirken sıranın bana gelmesini bekliyordum.  Mustafayla dostluğumuz çok eskilere dayanıyordu. Onunla bir karsdeşden daha yakındık aynı mahallede birlikte büyüdük aynı inançları bağlanıp birlikte mücadele verdik. Aynı yollardan geçtik.

En ufak bir korku endişe yok yüzünde. Onun bu hali bizlere moral veriyor. Çok konuşturmuyorlar sırayla bizleri hücrelere koyuyorlardı. Mustafa 34 numaralı hücrede bizlerden ayrı tek başına ölümü bekliyor. Korkmadan vakarla sabırla… o saf masumluğuyla açık alnıyla korkmadan ürkemeden yürüyor. Sehpada sallanan urgana doğru… ve ihtilalin 25. gecesi… darağacında Mustafa…. Etrafındakiler put olmuş titriyor korkudan, hava sanki üzerlerine inecek gök boğulmuş sanki… Mustafa vakur Mustafa cesur… Taktı yağlı ilmiği boynuna… Cellat arkasını dönmüş ağlıyor… Vurdu son kez tabureye Mustafa… Son söz kelime-i şehadet…

Mustafa PEHLİVANOĞLUNUN Annesi Zeynep PEHLİVANOĞLU Anlatıyor

O gün ziyaret vardı bizi zor görüştürüyorlardı. Zaten kaçıp yakalandıktan sonra görüştürmüyorlardı. Sıraya girdim ne zorluk çekildiğini biliyorsunuz askerler adalının ailesi. Pehlivanoğlunun ailesi…

Bağırdılar bize sonra geldiler size görüş yok dediler siz evlerinize gidin dediler. Ben ordan ta kapıya gittin yaslandım döndük tekrardan acaba içeride bir şey var mı diye şüphelendim. Can Özbay’a gidim dedim. Cana vardım. Böyle böyle dedim durum. Şöyle bir düşündü. Ben bir irtibat kurayım dedi. Dur dedi adam telefonla araya araya birini buldu. Ordan kendi arkadaşlarından birini gönderdi Mustafa’ya burada amcayın haberi yok. Bern de avukatla gitmekte ısrar ettim ağlıyorum tabi Mamak karakoluna gittik.

Gel gör ki avukat olarak gönderilen adam istihbaratın görevlisi. Can bey avukat gönderilsin diye müracaat edince onlarda kendi adamlarını göndermişler bende gidim dedim ama. Sonra gittik oraya o diyor teyze geçmiş olsun öbürü diyor geçmiş olsun . bir de baktım Nurettin Soyer arabayla geldi. O çocuklardan Allah razı olsun o gün yaptıkları iyiliği unutamam ben çıktım dışarıya önünde durdum. Bağırdım dedim ki doğru söyle mustafanın cezası idamıydı yoksa başka bir şey miydi vallahi dedi yedi sene falandı cezası.

Peki dedim bu kötülüğü kim ortadan kaldıracak haksızlığı kim örtecek benim çocuğuma ceza verenlere Allah da ceza versin . bağırmışım çağırmışım kendimden geçmişim tabi o ceza size yeter demiştim. Sizde biliyorsunuz ki çocuğum Balgat katili değil. Can beni tutmuş götürmüş bir kenara avukat diye gönderdikleri adam haber getirdi. Anam bana saat yollasın abi sigaran var mı demiş oğlum sigara bile vermemişler yavruma.. anam bana saat göndersin demiş döne döne. Hemen kolumdaki saati yavruma versinler diye çıkardım.

Çamaşır falan koymuştum… fenalaştım Can Özbay’ın yazıhanesine gittik . düşünüyorum ne yapacağız aklıma baki tuğ geldi. Araya araya bulduk baki tuğun evini içeri girdik generaller felan oturuyorlardı. Bayağı büyük adamlar vardı. Oturmuşlar konuşuyorlardı biz de içeri girdik can özbay baki bey dedi beni gösterdi tanıttı baki bey hiç mi bir çaremiz yok dedim. Bir şey söyleyemeyeceğim dedi şuanda hiçbir şey söyleyemem dedi. Dizlerimi bağı çözüldü.

Eve geldik tabi gelir gelmez televizyonu açtık televizyonda bizim çocukları söylüyorlar tam anlayamadı bir şeyler söylüyor da ama ne olduğunu bilemedim infaz minfaz gibi laflar etti ama çocukları hemen televizyonu kapattılar . ağlamaktan kendimi tutamıyorum ki. Ertesi gün sabah oldu. Daha medet bekliyorum. Oktaya dedim (Mustafanın abisi) gel gidelim Seyfettin Ercan . (mustafanın avukatı) daha Seyfettin Ercan’dan medet bekliyorum adamlar ancak para alıp yemeyi bildiler. Başka bir şey görmediler seyfettinin yazıhanesine vardık kapı kilitli çocukları duruyor iki tane çocuk. Yandaki yazıhaneden iki genç çıktı Seyfettin yok mu diye sorduk. Çocukların elinde gazete vardı bizim kim olduğumuz u sordular cevap vermeye kalmadı. Oktay ben Mustafa Pehlivanoğlunun kardeşiyim dedi.

Gazeteyi kaçırdılar bizden. Oktay görmüş gazeteyi. Oktayla aşağı indik arabaya bindik Oktay son sürat eve gidiyor. Yavrum yavaş git kurbanın olayım yavaş ol dediysem de Oktay dinlemiyor bir an önce eve varak diyor da başka bir şey demiyor. Eve geldik çocuk arabayı durdururken sonra kendi attı yere ben hem ağlıyorum hem dua ediyorum. Şaşırdım neye uğradığımı bilemedim. Ben duymadım diye her yolu deniyorlar ama bildim, bildim artık… ne kadar zaman geçti bilmiyorum dalmışım uyumuşum hafiften bir ferahlık bir senirlik evimize sanki nur yağmış gibi. Bütün oda yemyeşil zümrüt yeşili bir boya ile boyanmış vallahi böyle Allahım Yarabbi yeşil boya da vurmadık bu nasıl iş böyle iyice afalladım hemen eüzü besmele çektim. Abdestimi aldım namazımı kıldım.

Sabah namazının iki rekatını kıldım ikinciye gelince bir ağırlık çöktü kılamadım Allahın hikmeti işte tövbe çektim durmadan. İşte yavrum böyle sabah oldu. Öğrendim her şeyi. Amcan erkende8n çıktı evden doğru Can Özbaya gitmiş. Böyle böyle olan oldu giden gitti bari şu oğlanın mezarına varayım demiş. Ben nasıl bulurum oğlumun mezarını diye sormuş. Dur Necmi amca diyorlar şöyle otur falan diyorlar. Azıcık oyalıyorlar. Sonra mezarlığa gidiyorlar. Mümkün değil içeri girdirmiyorlarmış can bir taraftan itiraz etmiş amcan birinin yakasını tutmuş, ben babasıyım demiş nasıl olur da bana oğlumun mezarını göstermezsiniz demiş. Tam bu esnada karşıdan bir albay geliyormuş. Mezarlık müdürüne demişler ki bunları yıkamadan üstleriyle başlarıyla atacaksın demişler.

Mezarlık müdürü bunu söyleyene vermiş veriştirmiş onu söyleyeni de biliyordum. Aklıma gelmiyor. Bir astsubay olsa gerek. Sen kim oluyorsun buraya kadar size ait bundan sonrası bana ait. Güzelce yuduruyor müdür. Yıkattırıyor, tertemiz mezara koyduruyor. Neyse onlar gidiyorlar Necmi amcan müdüre çıkıyor, tabi amca sen hiç merak etme senin evladın bizim evladımız bizzat tertemiz başında durdum yıkattırdım tertemiz mezara koydum. Bunu bildiğimizden bir tanesinin evladı böyle oldu bir de senin evladın böyle oldu. Ne mutlu senin gibi babaya diyorlar.

Hocalar sarılıp sarılıp elini öpüyorlar. Neyse bunlar gidiyorlar mezarı görüyorlar. Necdet Adalının mezarı bizim mezarın arasını beş mezar açık bırakmışlar. Bizim mezar yolun kenarında. O gün evin içi sivil polisine kadar kalabalık ve doluydu. Tabi biz bilmiyoruz hiç kapıları kapatmayın sonuna kadar açık tutun dedim. Allaha şükür kim itiyorsa buyursun gelsin çok afedersin elin gavuru da gelsin. Utanacak hiçbir şeyimiz yok. Neyse gelen iden kalabalık epey oldu.

Sonraki günlerde çocuklara dedim ki beni de götürün oğlumun mezarına kardeşinin başı da yandı hep beraber mezara gittik. Sanki o an yani mezara varınca biri anne ağlama… Hiç ağlama diye telkinde bulunuyordu. Gözümden bir damla olsun yaş gelmedi. Şöyle bir bakınca ama teselli veren çok oldu. Etraftan laflar çoğaldı zamanla ileri geri konuşanlar oldu. İşte şöyle etmişler böyle yumuşlar kefensiz namazsız koymuşlar diyenler oldu. Bende Can Özbaya gittim dedim ki ben bu mezarı açtıracağım. Kimi demiş dili sarkmış kimi demiş kötü kokuyormuş.

Yarabbi dedim bana sabır ver. Şu şom ağızların payını vereyim. Ondan sonraki mezarlık müdürüne çıktım. Cana dedim ben bu mezarı açtıracağım yaptıracağım ölmeden önce. Zeynep sen dayanamazsın dediler. Nasıl olsa bir taş bağrıma koydum, bir daha koyarım dedim. Mezarlık müdürüne çıktım ben Mustafa Pehlivanoğlunun annesiyim dedim. Ben size çok büyük ricaya geldim kabul ederseniz. Neye kabul etmeyelim siz bizim annemizsiniz dedi. Allah razı olsun. Dedim ki insanlar ileri geri konuşuyor onlara tahammülüm kalmadı. Adamcağız şöyle bi düşündü dedi ki Anneciğim sen açtıracağın zaman bana gel bende başında dururum, ne gerekiyorsa yaparız.

Ertesi gün gittik. O mezarlık müdüründen tut da işçilerine varıncaya kadar oradaydılar ve mezarın başında durdular. Ahmet Çelik’in annesi kız kardeşi bizim Sevinç de vardı. Eve de haber verdim. Necmi amcanız da geldi. Ahmet Çelik’in annesi yemin ettirdi bana. Kurana el bastırdı. Abdestini bozma dedi, dua et sadece ağlamak yok. Dedi. Söz verdim. Vermesem ne yapacağım ki. Mezarı açan çocuklar bir taraftan ağlıyordu, bir taraftan açıyorlardı. Bir de mezar açıldı ki tek iki tane sinek çıktı o kadar mı güzel kokarmış… o kefeni bir damlacık bozulaydı.

Limon sarısı, limon kabuğu.. Nasıl kirli sarı var ya işte o kadar sararmış yavrumun kefeni. Hele bir yerinde çürüme olaydı pis bir koku bulunaydı. Çocuğumda asla bir şey yok. Yüzü açıldı ben aşağı eğilemedim. Kardeşi eğildi ve baktı. Kendimi zor tutuyorum. Tertemiz mis gibi kokan bir mezara orada rastladım işte. O mezarı açanlar o mezarcılar mezarlık müdürü ve herkes şunu söyledi Allah’ım bu ne güzel şehitmiş. Biz hayatımızda böylesi bir şeyi görmedik dediler. İşte böyle yavrum…. Oradan çıktık geldik.

O hali.. Yatan Mustafa’mı nasıl unuturum. O nurlu tertemiz ve örselenmemiş yüzü… Kefeni pak. Kendi de öyle… ben taş oldum dayandım. Otuzüç yaşındaki abisi dayanamadı gitti. O da gitti…

Mustafa PEHLİNAOĞLUNUN CEZAEVİNDEN KIZ KARDEŞİNE YAZDIĞI MEKTUP 12.02.1980 Mamak Askeri Cezaevi

Bismillahirrahmanirrahim

Kıymetli kardeşim Sevinç

Bacım, hasretle gözlerinden öperim. Nasılsın, iyi misin. Ben çok iyiyim, koç gibi yatıyorum. Ne mutlu ki vatanını, milletini seven, Allah yolunda mücadele için içeri düşen ve yine de yılmayıp Allah için mücadele eden ber abiye sahipsin. Bunun için hiç bir zaman ağlamanızı istemiyorum.

Size, bugüne kadar hiç anlatmadığım bazı şeyler anlatacağım. 10 gün Emniyet Sarayı'nda kaldım. Ceyrana bağladılar, her yerimden falakaya yıktılar. Yetmiyormuş gibi bir de tavana asıp ayaklarımın altında ateş yaktılar. Böyleyken ben ağlamadım ve sabredip her şeyi Cenab-ı Allah'a bıraktım. Sizin de bir daha ağladığınızı duymayacağım tamam mı?

Bize düşmanlık yapan Allah'ından bulur. Bunu unutma. Kimin ne yaptığını çok iyi biliyorum ve onlara istediğim kötülüğü de yaptırırım ama her şeyi Allah'a bırakıyorum. Kimseye kin gütmeyin.
Mustafa PEHLİVANOĞLU.

Mustafa PEHLİVANOĞLU’nun idam edilmeden hemen önce yazdığı mektubu sizlere sunmadan şunları söylemek istiyorum. Bu mektubu tatlı su mücahidleri, günümüzün yeşil kuşak projesinin ürünleri, İslamiyetin üzerinden tüccarlık yapanlar, milliyetçililiği islamla bağdaşlaştırmayıp kendi zihniyetlerinden başkalarını müslüman görmeyen zihniyetin sahipleri, hocaları amerika’da kendileri burada senaryo yazanlar türkün tarihini bilmeyip türküm diyemeyenler de okusun ve sizler mazisini unutup başka yerlerde makam bulup ikbal ve istikbal adına ülküdaşlarını satanlar ülkücülüğü gençlik hevese sayan kravatlı bol janjanlı kartvizitlere sahip olan beyler siz d iyi okuyun bu mektubu... bu mektup bizim nişamezdir...

MUSTAFA PEHLİVANOGLU'NUN İDAMINDAN ÖNCE ANASINA VE BABASINA YAZDIĞI MEKTUP

Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin.

Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım.

Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır.

Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.

Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah'ın mutlu bir yuva kurması-için ona yardımcı olmasını dilerim.

Oğlunuz Mustafa

 

 12 Eylül Savunması

BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI

 Adalet Nerede ?..

ADALET NEREDE ?....

Bizler Vatan Hainliği Yapmadik.kahrolsun Türkiye Demedik. hak Bildiğimiz Yolda Samimiyetle Mücadele Ettik. Hem Vatanimizi Hem De Bütün Dünyayi Komünizm Denilen Büyük Bir Illetten Kurtardik.
 Gelinlik ...

GELİNLİK .....

İzmir Buca Cezaevine getirildim.Yol boyunca tam bir ölüm mahkumu muamelesi görmüş, dünyaya bir veda psikolojisi ile bakmıştım... İçimde bir his "bu güneşi, bu ağaçları, bu dünyayı bir daha göremeyeceksin" diyordu ...
 14 Temmuz 1987

BİR HÜSEYİN GÖMDÜK TOPRAĞA…

O günlerden bir yiğidi anlatacağız. Hüseyin Kurumahmutoğlu adı. Yüreğinde ülkü sevdası İlayi Kelimetullaha adanan bir ömürdür Kurumahmutoğlu. Zindanlarda yeşeren ülkü gülüdür Kurumahmutoğlu.
 Onlar....

ONLAR....

Onlar; Allah’tan başkasına minnet etmediler... Eylül’deki hüznü, çileyi, yalnızlığı ve ihaneti yaşadılar, fakat inançlarını ve ideallerini kat’iyyen inkâr etmediler... Onlar, “Kevser akan, “Gül” kokan” kahramanlardı...
 Hak'ka Yürüdüler

İDAM SEHBALARINDAN HAK'KA YÜRÜDÜLER

Ne mutlu onlara. Allah’ın izniyle onlar şehittir.. Her hareketlerine şahit oldum. Ruhlarını nasıl teslim ettiklerine şahit oldum. Tekbir getirerek, Kelime-i şahadet çekerek, ölüme yürüdüler...
 Yusufiye'de ...

YUSUFİYE’DE BİR SABAH NAMAZI

"Allahu Ekber .. Allahu Ekber ..." Müezzinin yanık sesiyle kainata salınan Ezan-ı Muhammedi. Yüzü soğuk, nemli, acının ve ıstırabın, çilelerin ve mahvolmuşluğun envai çeşitlerine şahit olmuş dört duvar, okunan ezanı yıllarca susuz kalıp çatlak çatlak olmuş toprağın.
 YalnızKurt

YalnızKurt

 Site İzlenimi
su ana kadar
167787
sayfa izlenimi aldik.

© 2003 - 2009 YalnızKurt Yayın Grubu
E-Posta Adresi: yalnizkurt@yalniz-kurt.com Tüm Hakları Yüce Türk Milletine Aittir


Gösterilme süresi 0.104 saniyede, 19 kota